15 Temmuz’a Giden Yol ve Marcos Örneği

Umut GÜÇLÜER

20 Yüzyılda oluşturulan devletçiklerin diktatörler vasıtasıyla nasıl sömürüldüğü ve tıkanıklarda Şok Doktrini“(1) esasıyla “Kendine Darbe” (2) uygulamasının örnekleri de benzer örneklerdir.(3)

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan olayın nasıl ve hangi aşamalardan geçerek yaşandığı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın mutlak ele geçirme projesi ile Filipinler’de yaşanan Marcos örneğindeki benzerlikler Türkiye’deki ortamın ve 15 Temmuz Projesinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. (4)

2016-2021’li yıllarda dünyada popülist ve diktatörlüğe yakın iktidarlarda neler yaşandı ise Filipinler’de de kısmen aynısı yaşanmıştı. Hukuksuzluk, demokrasi ve insan hakları düşmanlığı, ülke kaynaklarının yağmalanması, yolsuzluk, nepotizm, suç örgütleri ile iç içe mafyalaşmış rejim, muhalefete baskı, saldırı, zorbalık, tek adamlık (mutlak iktidar ve iktidarın tek adam elinde toplanması). 

1986 yılında Foreign Policy Dergisinde Carl H. Lande ve Richard Hooley tarafından kaleme alınan makalede;

“Ferdinand Marcos Filipin toplumunu böldü. Rakip siyasi gruplar arasında barışçıl yolla sıklıkla iktidar değişimine alışmış bir ülkede Marcos ve yandaşları kendilerini rakipsiz kalıcı bir iktidar haline getirebilmek için yolsuzluğa battılar. Şiddet uyguladılar ve sahtekârlık yaptılar. Marcos ayrıca bir kurumsal çürüme mirası da bıraktı. Sık sık yapılan anayasa değişiklikleri Cumhurbaşkanlığı dejenere bir yönetim rejimi üretti. Yasal formları kullanarak hukukun ruhunu çarpıtmakta usta bir avukat olan Marcos’un yönetiminde sistem kendine hizmet eden bir otokrasiye dönüştü. Köklü ve saygın kurumlar karikatürize edildi. Bir zamanlar dürüst seçimlerin tarafsız koruyucusu olan seçim komisyonu rejimin bir yolsuzluk aracı haline geldi.”

Şeklinde tarif edilen Marcos iktidarında yaşananlar ile 2016 ve sonrasında Türkiye’sinde size de tanıdık geliyor mu?

Marcos her diktatörün ortak özellikleri olan nefret yüklü, yaşama enerjisini nefretten alan bir yönetici idi. Ona muhalefet etmek, çatışmak, meydan okumak, eleştirmek onun nefretine hedef olmak demekti. O kadar ki yirmi yaşındayken bir politikacıyı babasının siyasi muhalifi diye silahla vurarak öldürmüştü. Başkanlığında polis ve kendisine bağlı çeteler birçok muhalifi katletti. Bu cinayetlerde faillerin hiç birisi bulunamadı. Bu cinayetleri işleyen polis ve çeteleri korumak için elinden geleni yaptı. Öldürülenleri suçladı. Devrilmesinden üç yıl önce muhalefet lideri ve ABD’nin Marcos’a karşı tercihi olan Benigno Aquino’yu da öldürttü. Cinayet suçlaması ile göstermelik olarak yargılanan çete Marcos’un yargısına verdiği talimat ile beraat etti. Bu cinayet Marcos’un sonunu getiren olaydır.

Marcos’un kaybettiği fakat seçim hileleri, baskı-terör ile çaldığı seçimler sonrası Batı’dan kabul görmek için yaptığı girişimler boşa çıkmıştı. O günlerde ABD Başkanı Ronald Reagan’ın özel temsilcisi olan diplomat Philip Habib, Marcos’la yaptığı görüşmeyi ABD Başkanına şöyle aktardığı söylenir; “Bu ahmak benden bile Amerikancı“. Marcos katıksız bir Amerikancıydı. Marcos’un ABD’ye yaklaşma çabası, halkın desteğini kaybetmiş, suça batmış, yolsuzluklara gömülmüş ve iktidarı kaybetmekten çok korkan bir diktatörün çaresizce ABD’ye şirin görünme çabasından başka bir şey değildi. Marcos Vietnam savaşında ABD ile birlikte savaşması için on bin kişilik bir Filipin ordusunu Vietnam’a göndermişti. Buna rağmen öncesinde kendisini destekleyen Ronald Reagan dâhil ABD Marcos’u feda etti. Peki, neden? 

Marcos rejimi mafyatik, yani mafya ve siyasetin iç içe girdiği bir rejim halini almıştı. Çok fazla suça batmıştı. Özellikle siyasi tüm davalarda hukuk Marcos’un mahkemelere verdiği talimatlara bağlı hale gelmişti. Yargı Marcos’un bilgisi ve talimatı haricinde bağımsız hiçbir karar alamaz olmuştu. Ülkede özellikle muhalif olan kesim üzerinde muazzam bir baskı oluşturulmuştu. Ülkede korku iklimi hâkim hale gelmişti. Yolsuzluk her yerdeydi. Ülke Marcos’un eliyle kendisi ve yandaşları tarafından yağmalanıyordu. Ülkenin doğal kaynaklarından elde edilen gelirler, yüksek kar elde eden büyük şirketler, en kıymetli araziler teker teker Marcos’un ve yandaşlarının kontrolüne geçmiştir. Devrilirken ülkenin neredeyse %60’ından fazlasının Marcos’un elinde olduğu söylenir. Ekonomi bitmişti. İşsizlik ve yoksulluk çığ gibi arttı. Bir dönem kişi başı geliri aileleri rahatlıkla doyuran ülkede aileler fakirleşmişti. Halk işsizlik ve fakirlikten kırılırken, Marcos Filipinler halkına nükleer enerji santrali kuracağız vaatleri veriyordu. Yani Marcos rejimi artık meşruiyetini kaybetmişti. Muhalefet meşru ve saygındı, ayrıca ABD karşıtı da değillerdi. Muhalefetin liderliğini öldürülen Benigno Aquino’nun eşi Corozan Aquino yapıyordu. ABD artık neredeyse bir suç örgütü halini almış Marcos rejimi yerine muhalefeti tercih etti.  

Filipinlerin başkanlık siteminde İçişleri Bakanlığı Kurumu yoktur. Bunun yerine Ulusal Savunma Sekreterliği vardır. Bu bakanlık hem Milli Savunma hem İçişleri Bakanlığı vazifelerini uhdesinde toplamıştır. Bu görevi yürüten Juan P. Enrile 1986 yılında yapılan son hileli seçimler sonrasında General Fidel Ramos ile birlikte Marcos’a isyan ettiler. Enrile bu konuda sonrasında yapılan bir röportajda, Marcos’a adaylıktan çekilmesini tavsiye ettiğini söylemiştir. ABD’den başkanlığı yardımcına bırak ve adaylıktan çekil mesajı gelmiş olmasına rağmen Marcos 1986 seçimlerinde aday oldu. 

O dönem Filipinler’de ABD büyükelçisi olan Stephen W. Boswort BBC’ye verdiği ‘Diktatör Ferdinand’ın Son Günleri’ konulu röportajda (5); 

“Seçimi kazanacağını düşünüyordu. Halk ile bağı kopmuştu. Ayrıca seçimi meşru bir şekilde kazanamaz ise bir şekilde çalabileceğine inanıyordu. Anlamadığı iki şey vardı. Birincisi, insan hakları ihlalleri nedeniyle gücünün ne kadar zayıfladığı, ikincisi iyice kötüleşen ekonomi ve ağırlaşan yoksulluk, Filipin halkının canı yanıyordu. Ayrıca tüm dünyanın ve medyanın gözü önünde bir seçim yapması gerektiğini keşfetti. Seçimi zorlamak isteyince hata yaptı ve yakalandı.” 

Demiştir. 

Yukarıda özeti sunulan Marcos örneği, 15 Temmuz’a giden yol ve Recep Tayyip Erdoğan’ın mutlak iktidarı ele geçirme projesi ve 2016-2021 yıllarında Türkiye’de yaşananlar arasındaki benzerlikler açısından ilgi çekicidir.

KAYNAKÇA

  1.  Kleın, Naomi; Şok Doktrini,
  2.  “Kendisine Karşı Darbe” (Self-coup, Autogolpe) Bruce W. FARCAU “The Coup: tactics in the seizure of power” (Darbe: Gücü Ele Geçirmek İçin Taktikler) adlı kitabında geçmektedir,
  3. Mahalli, Hüsnü; Ortadoğu’da Diktatörler,
  4. Bu konu Birgün gazetesinde Haziran 2021 tarihinde Birgün gazetesinde Kamuran Kızlak’ın “Diktatör’ün Son Demleri” adlı yazısından derlenmiştir.
  5. Röportajın çevirisi kamuraninnotdefteri.blogspot adresinden okunabilir.

Umut GÜÇLÜER

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: